Yeşile ağıt: Yanan ormanlar, tükenen vicdanlar

Geçtiğimiz hafta, Bursa’mızın yüreği yandı. Harmancık’ta, Gürsu’da alevler yükseldi gökyüzüne. Binlerce ağacıyla ormanlarımız, içinde barındırdığı sessiz canlılarla birlikte birer birer küle döndü.

Günlerce süren o kara yangın günlerinde, alevlerle savaşan isimsiz kahramanlarımızın canhıraş mücadelesi olmasa belki bugün daha da ağır bir tabloyla karşı karşıya olacaktık.

10 bin futbol sahası büyüklüğünde bir alanı kaybettik. Bu yalnızca toprağın, ağacın, hayvanın kaybı değil; bu aynı zamanda insanlığın doğaya karşı verdiği imtihanda bir kez daha sınıfta kalmasıdır.

Bir haftalık felaketin ardından şimdi herkes normal yaşamına dönüyor. Sosyal medyada birkaç “üzüldük”, “yandık”, “çok yazık” paylaşımının ardından yine piknik alanlarında şişelerimizi, izmaritlerimizi, plastik atıklarımızı doğaya fırlatıp dönüyoruz evlerimize. Aynı vurdumduymazlık, aynı ilgisizlik, aynı bencillik…

Biz hiç mi ders almayacağız?

Her felaketin ardından aynı cümleleri kurmaktan bıktık ama galiba yaşamayı değil, unutmayı seviyoruz. Depremler, seller, yangınlar… Her biri yaşandı, canlar gitti, doğa yok oldu ama biz aynı biziz. Hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmekte üstümüze yok.

Bu kez farklı olacak” dedik. “Bu kez ders aldık” dedik. Ama olmadı. Olmayacak da.

Ne zaman gerçekten bilinçleneceğiz? Ne zaman çevremize, doğamıza, çocuklarımıza karşı sorumluluk hissedeceğiz? Bu ülkenin evlatlarına bırakacağımız toprak parçası her geçen gün küçülürken, hala “bana dokunmayan yılan”cılıkla mı geleceğimizi inşa edeceğiz?

Yeşil bir Türkiye hayal değil, sorumluluktur

Yeşil bir Türkiye… Sadece bir doğa hayali değil; ahlaki bir görev, insani bir borçtur bu topraklara. Çocuklarımızın büyüyeceği gölgelik bir ağaç bile kalmazsa, biz nasıl başımız dik dolaşacağız yarının sokaklarında?

Hâlâ geç değil. Ama bu son uyarı gibi okunmalı bu yaşananlar.

Ormanlar sadece ağaç değildir. Ormanlar; suyun, havanın, sessizce var olan canlıların, doğmamış çocuklarımızın geleceğidir. Ve biz, bir hafta içinde geleceğimizin önemli bir kısmını yitirdik.

Lütfen… Şimdi bir durun ve düşünün.

Bir pet şişeyi yere attığınızda sadece doğaya değil, çocuklarınızın yarınına da ihanet ettiğinizi bilin. Bir izmariti ormanda söndürmeden bıraktığınızda sadece bir kıvılcık bırakmıyorsunuz; bir ekosistemin ölüm fermanını yazıyorsunuz.

Yeşili sev, doğayı koru

Bu söz, sıradan bir slogan değil. Bu, bir çağrıdır. Vicdanı olan herkese bir çağrı… Doğayı korumak, ağaç dikmekten ibaret değildir. Önce niyetimizi, sonra davranışlarımızı düzeltmeliyiz.

Bugün söndürdüğümüz yangınlar, belki yarın bir çocuğun içinde filizlenecek bir umuda dönüşebilir. Ama ancak biz istersek… Ancak biz gerçekten değişirsek.

Unutmayalım: Doğayı korumak, doğrudan yaşamı korumaktır.

Exit mobile version