Doğu Anadolu’da deprem gerçeği Pasinler’de anlatıldı

Atatürk Üniversitesi Pasinler MYO’da düzenlenen seminerde Dr. Öğr. Üyesi Hamit Çakıcı, Türkiye ve Doğu Anadolu’daki deprem risklerine dikkat çekti.

Atatürk Üniversitesi Pasinler Meslek Yüksekokulu Dr. Öğretim Üyesi Hamit Çakıcı, “Ülkemiz ve Doğu Anadolu’da deprem gerçeği” konulu seminer verdi.

Türkiye’nin dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biri üzerinde yer aldığını belirten Çakıcı, ülke topraklarının yaklaşık yüzde 96’sının deprem riski altında bulunduğunu, nüfusun büyük bölümünün ise yıkıcı depremlerin meydana gelebileceği alanlarda yaşadığını söyledi. Bu durumun depremle yaşamayı bir tercih değil, zorunluluk haline getirdiğini vurguladı.

Depremlerin, Dünya’nın kabuğunu oluşturan levhaların hareketleri sonucu meydana geldiğini ifade eden Çakıcı, bu hareketlerin temel nedeninin yerin derinliklerindeki ısı kaynaklı konveksiyon akımları olduğunu aktardı. Kıtaların geçmişte Pangea adı verilen tek bir kara parçası halinde bulunduğunu hatırlatan Çakıcı, Türkiye’nin ise hareketli levha sınırlarının kesişim noktasında yer aldığını söyledi.

Bir depremin büyüklüğü ile şiddeti arasındaki farklara da değinen Çakıcı, büyüklüğün açığa çıkan enerjiyi, şiddetin ise yerleşim alanlarında oluşturduğu hasarı ifade ettiğini belirtti. Aynı büyüklükteki bir depremin sağlam zeminlerde sınırlı hasara yol açabileceğini, zayıf zeminlerde ise ağır yıkım oluşturabileceğini kaydetti.

Seminerde sismik boşluklar konusuna özellikle dikkat çeken Çakıcı, uzun süredir büyük deprem üretmemiş ancak enerji biriktirmeye devam eden fay segmentlerinin ciddi risk taşıdığını söyledi. Marmara’dan Doğu Anadolu’ya, Ege’den Akdeniz’e kadar birçok bölgede bu tür alanların bulunduğunu belirten Çakıcı, bu fayların önümüzdeki yıllarda 6 ila 7 büyüklüğünde depremler üretme potansiyeline sahip olduğunu ifade etti.

Doğu Anadolu Bölgesi’nin tarih boyunca yıkıcı depremlere sahne olduğunu hatırlatan Çakıcı, 1939 Erzincan, 1976 Çaldıran, 1983 Horasan-Narman, 2011 Van ve 2020 Elazığ depremlerinin binlerce can kaybına ve büyük ekonomik yıkıma neden olduğunu söyledi.

Erzurum ve Pasinler özelinde risklere değinen Çakıcı, Erzurum Fay Zonu’nun neotektonik dönemde aktif olan karmaşık bir fay sistemi olduğunu belirtti. Pasinler, Horasan ve Narman çevresinde tarihsel ve aletsel dönemlerde büyük depremlerin meydana geldiğini ifade eden Çakıcı, 1924 ve 1952 Pasinler depremleri ile 1983 Horasan-Narman depreminin bölgenin yüksek sismik riskini ortaya koyduğunu söyledi.

Kuzey Anadolu Fayı üzerindeki Yedisu Fayı, Ardahan Kırığı, Çayırlı-Aşkale Fayı, Van-Gevaş Fayı ve Hakkari-Yüksekova faylarında meydana gelebilecek depremlerin Erzurum ve Pasinler’i de etkileyebileceğini vurgulayan Çakıcı, bu yapıların günümüzde de aktif olduğunu dile getirdi.

Deprem zararlarını azaltmanın yolunun kadercilikten değil bilimden geçtiğini belirten Çakıcı, aktif fayların net şekilde belirlenmesi, riskli alanlarda yapılaşmanın sınırlandırılması, deprem master planlarının hazırlanması ve İl Afet Risk Azaltma Planlarının etkin biçimde uygulanması gerektiğini söyledi. Bireysel düzeyde ise depreme dayanıklı yapılaşma, ev içi eşya sabitlemeleri, acil durum çantası ve doğru davranış biçimlerinin hayati önem taşıdığını ifade etti.

Günümüzde kullanılan erken uyarı sistemlerinin deprem dalgalarını saniyeler öncesinden algılayabildiğini hatırlatan Çakıcı, bu kısa sürenin bile doğru davranışla birleştiğinde hayat kurtarabileceğini belirtti.

Seminer, “Deprem engellenemez ancak etkileri azaltılabilir. Deprem değil, ihmal öldürür” mesajıyla sona erdi.

Exit mobile version