Yangınların nedenlerine ve etkilerine dair bilgi veren Arıcak, özellikle kızılçam ve karaçam gibi yüksek reçine içeren ağaç türlerinin yangına karşı hassas olduğunu ifade etti. “Gürsu’da yoğun olarak kızılçam, Orhaneli’de ise karaçam türleri bulunuyor. Bu türler, büyük orman yangınlarının çıkmasına zemin hazırlayabiliyor” dedi.
Hava koşullarının yangın söndürmede belirleyici olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arıcak, “Yangın anında alevlerin sıcaklığı 900–1000 dereceye kadar çıkabiliyor, rüzgârla birlikte 700–800 metre ileriye sıçrayabiliyor. Değişken rüzgâr yönü nedeniyle kontrol altına almak oldukça zorlaşıyor” ifadelerini kullandı.
Yanan orman alanlarının anayasal koruma altında olduğuna dikkat çeken Arıcak, “Söndürme çalışmaları tamamlandıktan sonra Orman Genel Müdürlüğü bir yıl içinde yanan bölgeyi yeniden ağaçlandırmak zorundadır. Bursa’da bu süreç genellikle nisan-mayıs aylarında başlar. Önce doğanın kendi süreci beklenir, ardından tohum ve fidan desteğiyle ağaçlandırma yapılır” şeklinde konuştu.
Yangına karşı dayanıklı türlerle orman alanlarını değiştirme önerilerine de değinen Arıcak, bunun ekolojik açıdan doğru bir yaklaşım olmadığını söyledi. “Bu bölgenin doğal ekosistemi kızılçam ve karaçamdır. Farklı türler bu iklime uyum sağlayamayabilir. Ancak insan faaliyetinin yoğun olduğu yol kenarlarında yangına dayanıklı türlerle tampon bölgeler oluşturulabilir” dedi.

